23 Mayıs 2009 Cumartesi

Yine, Yeniden Blog

Pek yakında, yeniden bloglamaya başlıyorum...

Şu anda çok değerli bir içerik hazırlama çalışmalarım devam ediyor. En kısa zamanda tamamlamaya çalışacağım...

Pek yakında...

07 Temmuz 2008 Pazartesi

Kazım Koyuncu


KAZIM'a...


" Merhaba Kazım,


Nasıl geçiyor günlerin orada?

Sen sevmezsin heyecansız yaşamı. Her şey düzenlidir şimdi oralarda.

Karmaşa
yok, trafik yok.

İstiklal Caddesi var mı orada da? Mis Sokak`ta kaçak çay veren garsona kızdığın gibi " Rize Çayı" getirin bana diyor musun oradaki hizmet eden meleklere de? Yeşil parkanı giyip yağmurlu günde taksinin ön koltuğuna otururken taksici seni tanımasın diye dua ediyor musun hala?

Hamsi pişiriyor musun orada? Pişirirken de "Ben seni sevduğumi dünyalara bildurdum" türküsünü söylüyor musun? Sahi Kazım Cennette hamsi var mı gerçekten? Hamsi olmadan Cennet bile çekilmez değil mi?

Güzelliğini Hopa dağlarından almış sesinle " Dido`yu söylüyor musun?

Manu Chao`nun konser vermesi için orada da uğraşıyor musun?. Hala St.Pauli
gelip gelince seviniyor musun?

Pazar günleri Trabzonspor´un maçlarını radyodan mı dinliyorsun hala?


Spikerin mikrofonarımız Avni Aker`de diyene kadar sıkıntıdan patlıyor musun?
Aytekin`in verdiği bordo-mavi çubuklu (reklamsız) formanı mı giyiyorsun hep? Yenildiğimizde ağlıyor musun hala?

Kazım bir kemençe veya bir tulum çalan bulabildin mi orada?

Yalnız mısın orada?


Kalabalık mı Trabzonspor tribünleri?

Dozer Cemil`de orda mı?


Birini daha soracağım sana Kazım;


1996 yılında 12 yaşındayken şampiyonluğu kaçırdığımız için kendini incir ağacına asan şehidimiz Mehmet Dalman`ı gördün mü. Mutlaka cennette karşılaşmışsındır. Ne yapıyor Memedim? İyi mi? Büyümüş mü Kazım? O Trabzon şivesi ile yanına gelip sana o soruyu sordu mu? Ona acı haberi verdin mi Kazım?

"Memedim 22 yıl oldu ve Trabzonspor hala şampiyon olamadı" dedin mi ona?
Söylemeseydin keşke. Dayanamaz Memedin yüreği. Bir kez daha yıkılmasın o küçük dünyası.

Sarıldın mı ona sıkıca? Daha çok küçük o Kazım.. Sıkı sarıl ona.Hiç bırakma.
Kimsesi yok orda Memedin. Onu ilk kez Trabzonspor maçına getiren babasını çok özlemiştir şimdi. Babalar gününde sarıldın mı ona? Sana hediye almak isterdi ama parası yoktur ki orada Memedin. Olsaydı eğer bil ki son kuruşuna kadar paraya kıyıp sana bir kaşkol alırdı. En güzel bordo-mavi duyguyla örülmüş.

Orada da havalar Karadeniz dağlarındaki gibi soğuk mudur acaba? Havalar
soğuyunca sıkı sarıl ona Kazım. Senin yanında götürdüğün bordo-mavi çubuklu formayı ona ver. Daha çok küçük o. üşümesin Memedim. Sen de bilirsin o forma sıcak tutar adamı. Çoooook sıcak

Koynunda uyut onu. Hopa`ya gi
derken Zigana dağlarına bakan gözlerinle bak ona. Trabzonspor diye bağıran dudaklarınla öp onu. Söyle ona: „Memedim, 22 yıl oldu şampiyon olamadık. ama şampiyonluk için uşaklar hala uğraşıyor"

Bir de Kazım


Trabzon maçını izleyenler arasında Trabzon 100-0 yenilse bile televizyona en
yakın oturan, en çok çay içen, en çok bağıran ve lakabı Kama Yılmaz olan birini görürsen bil ki o da benim babamdır. Senin gibi onu da kanser aldı bizden. Bir bayram sabahı Memedi de yanına alıp benim için babama bir kez sarılır mısın ve söyler misin ona: „ Yılmaz Amca oğlun evlendi. 20 gün önce de kızı oldu.ve kızına senin doğduğun köyün adı „ Alona`yı vermişler. Babası Alona`nın kulağına ezan okuduktan sonra „ Şampiyon Trabzon" diye seslenmiş" demeyi de unutma emi....

Memede sıkı sarıl. O daha çok küçüktür. Söz. Şampiyonluk kupasını alınca bir
senin bir de Memedin mezarına getireceğiz. Değil 22 yıl, bin yıl beklesek dahi... "



Çok değerli bir abimin, 2005 yılında bana yollamış olduğu mailden alıntıdır. Kazım Koyuncu'nun ölümünün hemen ardından...

Geçtiğimiz günlerde, ölümünün 3. yılında tekrar andığımız Kazım Koyuncu'ya, bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum...

05 Ocak 2008 Cumartesi

İlk Kalem

İlk yazımız ile bloglamaya başlıyoruz.

Bir çok kişi bana melothony ‘nin ne anlama geldiğini soruyor. Hiçbir anlama gelmiyor aslında. Günlerden bir gün, “kendime yeni bir nick bulmalıyım” dedim. Bu nick ‘in herhangi bir İngilizce anlamı olmasını da istemiyordum. O tip nickler itici geliyor ban. Aynı zamanda sağında solunda 4, 15, 28 vs… gibi rakamlarda bulunmamalıydı. Alt çizgi, yatay çizgi olayına zaten karşıyım. Nick dediğin bir çırpıda okunabilmeli. Eee, ne kaldı geriye. Kendi yaratcılığımı kullanmalıyıdm. O sırada Carmelo Anthony sevgisi bir kez daha bana yardımcı oldu. Carmelo Anthony ismini kesip birleştirdim ve kulağa hoş gelen bir nick buldum : melothony ...

Her ne kadar yazım güzel olmasada yazı yazmayı çok seviyorum nedense. Hem bilgisayarda hem de kağıda yazmak hoşuma gidiyor. Yukarıdaki resimdeki kalem ise benim emektar kalemim. Ortaokula başladığım ilk gün almıştım. O zamanlar için çok sayılabilecek 1.000.000 TL para vermiştim. Eski tip rotring kalemlerdendir kendisi. Sonrasında çıkanlar pek hoşuma gitmedi benim tombul tombul… 3 sene ortaokul, 3 sene lise, 2 sene üniversite derken tam 8 yıldır hala kullanıyorum. Neler geldi başına neler. Kayboldu, bi kaç gün sonra okulda buldum yine. Bozuldu, büyük bir titizlikle tamir ettim, vs… Ne sınavlar gördü o kalem: Polis koleji, LGS, ÖSS, ortaokulda 100 ‘den fazla, lisede 200 ’den fazla, üniversitede 50 ’den fazla sınav…

Beraber nice yıllar görürüz umarım. Daha girilecek çok sınav var ;)

Bir çok yazı yazacağım buraya. Amaç, içimden gelenleri sanal aleme dökmek. Belki bir gün bakıp “ Vay be , o zamanlarda nasıl düşünüyormuşum” vs… gibi bir şeyler söylerim :D

Yazılarımı takip eden veya yorum yazan birileri olur mu bilmiyorum. Ama eğer olursa, onlara şimdiden teşekkürler :)) Yorum kısmını serbest bıraktık zaten, isteyen herkes yorum bırakabilir...

İlk yazı için bu kadar yeter. Bundan sonra daha hoş yazılar yazarım umarım...